Aksak Timur, Nasreddin Hocanın köyüne uğrar.Köylü padişahı layıkıyla ağırlar.
Padişah da giderken bu konukseverliğe karşılık; "Köyünüze bir fil hediyem olsun" der ve gider. Fil bu zamanla bağ bahçe koymaz her yanı talan eder.Köylü ne yapsın çaresiz padişahın hediyesi diye ses çıkaramaz.
Hocaya:
-Hocam perişan olduk bizi kurtar.Biz bu file bişey yapsak padişah kellemizi alır derler.
Hoca:
-Benimle gelin padişaha durumu arz edeyim der.Köylüyü arkasına alır huzura çıkar.
Timur:
-Hoca niye geldin? Filim nasıl? diye sorar.
Hoca:
-Padişahım bu filiniz derken bi bakar korkudan arkasında kimse kalmamış herkes kaçmış.
Padişah:
-Eeeee ne olmuş file?
Hoca:
-Padişahım hediyeniz olan filden çok memnun kaldık.Yalnız kalıyor bir tane daha istiyoruz.
01 Şubat 2010 Pazartesi
21 Ocak 2010 Perşembe
MAF başkan, beşiktaşım şampiyon olsun!
geçen akşam 24 tv de "kibar feyzo" vardı. güzel oyun adlı bu programda ne kadar özlediğimin farkına vardım o günleri. hani o yarım dönerek sol volesi ile direği ve schumacher'i avladığı gol için schumi benim hatamdı diyince bizimki kibarlığı elden bırakmayıp "hayır hayır toni o gol tamamen benim hatamdı" demiş.bu ve benzeri bir çok spektaküler görsel bir hoş sada gibi baki kaldı dimağlarımızda o akşam.
lakin bu sabah metin-ali-feyyaz olsun başkan diye uyandım. tamam, üzerim açık kalmış üşüdüğümü de hissettim ama yemin ederim rüyamda görmedim. öyle uyanınca fink'in ayağına oturan top gibi çöktü dimağa valla bu fikir. gülmeyin lan çok ciddiyim ben.
hepsi okumuş çocuk bi kerem. feyyaz spor akademisi mezunu ve bildiğim kadarı ile metinle ali de iktisat mezunu. hem ali ticaret de yapmıştı zamanında. hani başkanlığın olmazsa olması tüccar kisvesi de var. hala ciddi olmadığımı düşünüyorsun değil mi?
tamam tüzük müzük teknik olarak geç kalınmış olabilir ama en azından gelecek dönem ya da en kısa zaman için ciddi ciddi düşünüyorum ben bunu.
bakın beşiktaşlı arkadaşlarım, kardeşlerim, abilerim bir nevi ön ödemeli klişe konuşması olacak lakin ben bu seçim filmini daha önce tam iki defa izledim.
sayın seba başkanken yüzde 80 ya da doksanımız yeter artık seba dedik ve önümüze gelen ilk adaya sarıldık şampiyonluk sevinci yaşar gibi. 100. yıl bilgili, lucescu, çavusesku, sinan engin derken göz göre göre şampiyonluk uçtu elden. sonra gelen mevcuttan daha iyidir diye aynı şekilde sn. demiröreni kucakladık. ve şimdi kurtar bizi aksu olduk. çok mu sert yoksa çok mu basit bilmem ama. benim yardımlaşmasız alan savunmasız kafam bu kadar basıyor bu kongre tüzük işlerine. basit düşünür, basit oynarım. golcüler orda!
sanıyorum ve maalesef bu güzide topluluk üç sene sonra başka bir godot'u beklemek zorunda kalacakmış gibi geliyor bana.
ha bunun için elimde ne taktik ne teknik ne de bilimsel bir veri var elimde. sadece his.
yüzde ellibir ben haklıyım ama!
o yüzden mümkünatını bilmiyorum ve sadece taraftar popülizmi benimki belki ama hani sevinmek için sevmediysek sadece sevgimiz için olacaksa bazı şeyler ahanda bu üçlü isterlerse paşalar gibi yönetirler kulubü diye düşündüm bu sabah.
yeter ki destek olalım.
yeter ki onursuz olmasın aşk!
yani...
Etiketler:
gündelik futbol
14 Ocak 2010 Perşembe
muadil spikerler

geçen akşam ki bayağı geçti zaman. evde oturmuş bi yandan maillerime bakıyor arada da açık olan tvde beşiktaş-vitesse hazırlık maçını izliyorum. ama daha çok dinliyorum gibi. ertem şener olunca spiker gözüm bilgisayarda kulağım tv de oluyor elbet. kim ne derse desin seviyorum ben bu spikeri. tamam bazen kantarın topuzu kaçıyor ama farklı işte adam.
neyse işte tabata için dillendirmekten kaçınmadığı beşiktaşın brezilyalı çekik gözlü kartalı belirtili isim tamlamasını ikinci kez söylediğinde dank etti bazı şeyler. (ki misal cem yılmaz daha önce duysaydı bu tamlamayı kesin yahşi batıda kullanmak isterdi) ümit aktan geldi aklıma o sıra. doğaçlamada çok rahat olmadığı trt yıllarından sonra ferahlığa erdiği özel kanallarda en son kanal a'da fransız ligini anlatırken kullandığı tabirleri çok severdim bazılarına yuh artık desem de. mesela sene bir kaç yıl önce marsilya kısa boylu esmer bi topcu korner bayrağına giderken çimlerden hafif uzun "tutankomo" korner atmak için hareketlendi gibi acayip sıradışı tabirleri vardı ümit aktan'ın.
işte tam da buradan hareketle bilerek veya bilmeyerek belki biraz da benim zorumla maç anlatımda aralarında paralellik gördüğüm eski-yeni kuşak futbol spikerlerinden bir ekol bir ikame bir muadil kültürü çıkardım kendi kendime.
ve sonra olaylar gelişti...
ümit aktan - ertem şener : hiç şüphesiz serbest doğaçlamanın kralıdırlar. kim ne derse desin aşk için önce hoş sonra boş gelir ekolünün yılmaz hücumcusudurlar. ilki bir g.saray maçında hacı-arif beyi diğeri çölde bir vahayı(bkz. ronaldinho) ve daha bir sürü şeyi futbol türkçemize kazandırmış isimlerdir. gönlümüz bir avrupa/dünya kupası yahut CL ligi yarı finalini bu ikilinin analtımından dinlemektir. final mi? o kadar da değil...
murat ünlü - emre tilev : açıkçası bu üçlüyü birbirine benzetme nedenim. çok önemli özellikle avrupa maçlarında kendinlerinden vazgeçip trans haline girmeleridir. aşağılarda bir yerde daha yazdım. f.bahçenin deplasmandaki meşhur 3-2 lik bordo zaferinde bayıldığı söylenir ki iki sene önceki beşiktaşın 2-1'lik liverpool galibiyetinde emre tilev'de bayılacak diye ödüm kopmuştu. ha bayılınacak maçtı o ayrı. zaten ilkinde bayılmayanlar rövanşta bayıldılar bu da bambaşka bi ayrıntı. sonuçta öyle işte.
ercan taner - fikret engin : büyük ve küçük ses ve anlatım uyumlarından benzetiyorum bu ikiliyi birbirine. bilmem ki daha ne demeli. sergen attı şampiyonluk geldi... özledik bee...!
tansu polatkan-kerem öncel : hey gidi. hüseyin başaranla birlikte ankaradan bildirirdi tansu ağbi. mehmet'i yayarak, ilk e'yi uzatarak telaffuz edişi ve top orta saha civarlarındaysa sakin bir nehir gibi akarken ceza sahasına yaklaşmasıyla sel olup taşması en belirgin özelliğiydi. ses rengi anlatım tarzı ile nedense kerem öncel'i ona yakın buldum. çok heyecanlı olmayan ama çok da durgun olmayan orta karar anlatıcılar netekim.
levent özçelik - erdoğan arıkan : en büyük ortak özellikleri avrupa maçlarında aralarından kalın ve tok sesiyle gol diye net ve kesin çığıran ömer üründül'dür. sonra çok fazla hata ve gaf yapmayan akıcı anlatımlarıdır. ama işte nedense bir ercan taner heyecanı yok hiç birinde. sanki bi kırmızı biber bi kekik bi bi baharatları eksik gibi. aynı tedrisattan geçmiş aynı serilikte maç anlatan spikerler. ve sanki bir zamanlar arıkan'ın idolü olmuş özçelik.
Etiketler:
gündelik futbol
05 Aralık 2009 Cumartesi
o insan değil, cantona! - looking for eric

ne attığı birbirinden güzel goller, ne spektaküler hareketleri ne de yenilgiye tahammülü olmayan asiliği. formasının yakalarını kaldırıyor ya. işte bu hareketinin hastasıydım.
ingiliz-fransız-italyan-belçikalı çok uluslu, 2009 yapımı bir ken loach filmi looking for eric. futbolla hiç alakası olmayan bir bayan arkadaş sayesinde haberim oldu filmden. bunu niye söylüyorum. çünkü salt futbol değil olay. hayatın tam ortasından bir drama hatta yer yer bir komedi bu filmi. cantona olur da futbol ve güzel goller olmaz mı? var elbet. ama hayata dair bir sürü ders ve aforizma da var. uzun lafın kısası ben çok beğendim bu filmi. yer yer hatta çokça futbol öğeleri , tabi ki cantona golleri ve bizzat cantona başrolde. ama dediğim gibi salt futbol yok filmde. hayatın içinden kareler ve ken loach'ın her zamanki bakış açısı var... ha zaten futbol hayattır o ayrı.
son tahlilde ; futbolseversiniz sırf cantona golleri, bir kaç taraftar organizasyonu ve çekişmesi için bile seversiniz bu filmi.
yok eğer futbolla pek alakalı değilseniz ama sinema özelikle ken loach severseniz yine seveceksiniz.
ammaaaa hem futbol hem sinema severseniz o zaman kaymaklı ekmek kadayıfı olur diyorum. ha yine de tartışılmayan renklere ve zevklere saygımız sonsuz. bunun da altını çizelim de sonra şey olmasın!

ha bi de, futbolcu eric sahada artistti biliyorduk da, sahnede de fena değilmiş. ama vatandaş eric de müthiş oynuyor rolünü. tüm önemli maçların önemli anlarını ve gollerini ezberlemiş tipik fanatik. cantona'yı teste tabi tutuyor nerdeyse adam. her türlü fanatik.

filmde akılda yer eden bir çok görüntü ve söz var ama en çok taraftar eric'in aylarca unutamadığım, tıpkı bir bale gibi, dans gibi diye nitelendirdiği cantona'nın sunderland' e attığı golünü kutsaması dikkatimi çekti en çok.
"insanı öylesine doyurmuştu ki, hayattaki tüm sıkıntılarını bir kaç saatlğine unutturmuştu" diyor taraftar eric.
sahi sizin de aylarca hatta yıllarca unutamadığımız bir gol var mı?
tüm dertlerinizi bir kaç saatliğine unutturan gol... ve cantona gibi yıldızınız?
benim mi?
les ferdinand.
89 kupa finali ilk maçında, kadıköy'de toni schumacher'e dolayısı ile f.bahçeye attığı golü unutmak mümkün değil. keza aynı maçın rövanşında feyyaz uçar golü ve kendisi!
Etiketler:
sinema futbolu
03 Aralık 2009 Perşembe
manchester fatihi, moskova gazisi!

aslında iş bu yazıyı ertem şener rüştü'nün "her yerini öptüğü" akşamı ve ertesinde gazeteler kendilerine "eğlenecek
yeni bir kahraman" bulduklarında yazmayı planlamıştım. ama işte evdeki hesap çarşıya uymadı. içimde de kalsın istemedim.
her ne kadar çok sevgili otoriteler total futbol, hücum futbolu, derinlemesine pas, göze hoş gelen spektaküler hareketler, dar alanda kısa paslaşmalar hede hödö vesaire deseler de malumunuz futbol sonuç oyunudur. hatta yine malumunuz özlü sözü bile olan ve sonunda almanların kazandığı basit bir oyundur futbol. netice oyunudur yani.
carlos alberto parreria'nın f.bahçesi gibi niye dolaştırıyorum topu? varmak, anlatmak istediğim husus; manu galibiyeti ile manu'nun sakalını traş ettik biz wolsburg ise hem kolumuzu hem bacağımızı kesti. "kahraman rüştü'nün" yardımı ile moskova'da da cska!
şimdi amaç ne bağcıyı ne rüştü'yü dövmek. fakat ve maalesef zaman zaman hepimizin, gürbüz medyamızın ise her daim yaptığı pireyi deve, deveyi cüce etme huyları nizami şarj yapmamızı gerektiriyor kale sahasının içinde.
evet yazılı-görsel basın bu işin ekmeğini, kaymağını yiyor. satmak için kullanacak bir şeyleri ama biz niye kendimizi kullandırıyoruz hatta bu oyuna geliyoruz.
ertesi gün gazetelere tvlere ve dahi sevdiğim bloglara baktım taksime rüştü'nün heykelini dikecekler sandım. baba, o iki kritik kurtarış ve sonuçla CL ye veya uefa ligine devam etsek anlarım da. göbeğimizi çok rahat kendimiz kesecekken ecnebi topçulara emanet ettiğimiz kritik virajda biraz abartılı değil mi yurtta ve dış temsilciliklerdeki bu kutlamalar? bir nevi diyet ya da borç ödedi rüştü. gerçi o'nu da eksik ödedi ya...
şimdi sormazlar mı adama madem o kadar kahramandı, süpermandi de moskova'da ne halt ediyordu bu adam? ya da zarfla ilgisiz ama mazrufla direk ilintili samiyen hezimetinde!
aha ben soruyorum işte..
hem de zaten somali'den kötü olan ekonomimize az da olsa bir nefes aldırma şansı tanıyacak uefa ligine kalma kritiğimizde.
olay şudur naçizane ve bir buçuk derece miyop gözümde..
rüştü ne çok iyi ne de çok kötü kalecidir. vasat kalecidir. hatta kumar gibi kalecidir. ki özellikle son yıllarda. yek de gelebilir düşeş de. ki yek geldiği vakitler çokcadır.
engin futbol ve kalecilik tecrübem tabi ki yok.
ama kalecinin kazandırdığı maçlar, kaybettirdiğinden çok olmalı diye düşünüyorum az buçuk mahalle futbolu kültürümle. futbol gibi çok basit aslında değil mi?
tek tek saymadan sadece bakalım geriye doğru, rüştü ne kazandırmış ne kaybettirmiş.
şimdi dönelim tekrar manchester'a. evet tarihinde bir manu galibiyeti olsun Beşiktaşımızın lafımız yok. bayern, barcelona, real madrid, liverpool, juve galibiyetleri de olsun hatta.
ama işte güzel benim olmayınca ben güzele güzel demem hesabı, sırf tarihin tozlu sayfalarında yazacak diye de efektif anlamda hiç bir anlamı olmayan "sıradan bir galibiyete" de biat etmem.
trabzon ya da biz geçmişte liverpool'u hatta barca'yı yendik de n'oldu gruptan mı çıktık, seri başı mı yaptılar bizi. ya da bizi çok güzel yendiniz alın guardiola ile gerard biraz da siz de oynasın mı dediler!
ha bazı hazımsızlar gibi küçümsemek için ali cengiz oyunlarına, şark kurnazlığına da girmeye gerek yok. o ayrı mevzu. galibiyet galibiyettir elbette ama haddi ve dereceyi de bilmek lazım diye düşünüyorum. kısacası birazcık gerçekci olmak lazım.
ya da benim gibi dövünmek lazım şimdi! çünkü niye;
son kahraman rüştümüz moskova maçında ya da ilk manu ve son wolsburg maçlarına sağlam çıkıp kahraman olsaydı da manu'ya yenilseydik diyorum.
ha umarım 08 aralıkta istanbul'u moskova'ya dar ederiz ve puan cetvelinde efsanevi feyyaz uçar'ın forma numarası ile sıralanmayız da siz de bana bu yazıyı yedirirsiniz aç karnına.
kiss you.
Etiketler:
gündelik futbol
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)